|
Osmanlı sultanlarının dokuzuncusu
ve İslam halifelerinin yetmişdördüncüsü. Amasya'da doğdu Küçük
yaştan itibaren Kur'an-ı Kerim, tefsir, hadis, ve fıkıh dersleri
yanında yüksek fen ilimlerini de öğrendi. Çok çevik ve zeki
olup ok atmak, güreş tutmak ve kılıç kullanmak hususunda maharet
sahibiydi. Arabi ve Farisi'yi mükemmel bir şekilde konuşurdu.
Bbası ikinci Bayezid padişah olduktan sonra, askeri sevk ve
idare ile devlet yöneticiliğini öğrenmesi için Trabzon'a vali
tayin olundu.
Yavuz Sultan Selim Trabzon valisi iken,
Şah İsmail'in(1502-1524) siyasi-dini faaliyetleri ile Osmanlı
Devleti için çok büyük bir tehlike arzettiğini görüyor ve
ona göre tedbirler düşünüyordu. Hatta zaman zaman bu devlet
üzerine küçük çapta akınlar da yapıyordu.Nitekim, 24 Nisan
1512'de babasının yerine geçince de ilk seferini, Osmanlı
Devleti'ni önce bölüp parçalama,sonra da yıkma emelleri güden
Safeviler üzerine yaptı. İstanbul'da Eyüp ve diğer mübarek
kabirleri ziyaret ederek zafer duaları yaptıktan sonra ordusuyla
harekete geçen Selim Han günlerce yol aldıktan sonra nihayet
23 Ağustos1514'de Çaldıran ovasında Safevi ordusuyla karşılaştı.
Yavuz ve ordusunun kudreti ile ateşli silahların üstünlüğü
sayesinde Osmanlılar parlak bir zafer kazandı.İran ordusunun
büyük bölümü imha edilirken bir çok safevi kumandanı ile Şah
İsmail'in zevcesi esir alındı.İran'ın başşehri Tebriz'e giren
Yavuz Sultan Selim Han, şehirdeki camileri tamir ettirdi ve
halka huzur verdi.
Bu zafer ile Osmanlı hududu Fırat'tan Azerbaycan'a
ve İran içlerine kadar uzandı.Yavuz Sultan Selim ikinci seferini
Memlukler üzerine yaptı. Bu seferin asıl sebebi Memluklerin
Osmanlı Devleti'nin kuvvetlenmesinden endişe ederek şii Şah
İsmail ile ittifak içerisine girmesi idi. Şah İsmail'i bir
dar- bede saf dışı bırakan Cihangir padişah bu defa da yıldırım
sürati ile, Mısır ordularını, 24 Ağustos1516 da Mercidabık
ve 26 Mart 1517'de Ridaniye'de kazandığı zaferler ile perişan
etti. Artık Memluk devleti kalmamış, bütün arap ülkeleri Osmanlı
hakimiyetine girmişti. Bu durum üzerine Mekke ve Medine emiri
mukaddes şehirlerin anahtarlarını "Hadimü'l Haremeyn=Mekke
ve Medine'nin hizmetçisi" şekline çevirerek aldı ve evladlarına
böyle miras bıraktı.
İki büyük seferin zaferle neticelenmesinden
sonra bilhassa donanma faaliyetine hız veren Yavuz, devrin
büyük alimi Kemal-paşazade'ye niyetinin feth-i Efrenciye yani
Avrupa olduğunu bildirmişti.Ancak yüce Hakan'ın yine Eyüp
türbesini ziyaretle başladığı bu seferine yakalandığı amansız
şirpençe hastalığı mani oldu. Vefat etmeden önce musabihi
Hasan Can kendisine hakka teveccüh etmesini söyleyince,
"Bunca zamandan beri bizi kiminle biliyordun.Cenab-ı Hakka
teveccühde bir kusur mu gördün." buyurarak Yasin-i Şerif
okumasını istedi.Kendiside okurken ruhunu teslim etti. Naşı
kendi adı ile anılan camiin avlusundaki türbesindedir.
Osmanlı Devletinin topraklarını iki buçuk
mislinden fazla genişletti. Babasından devr aldığı 2.373.000
km2 olan ülke toprakları, 6.557.000 km2 ye çıktı.
Devlet işlerinde kesin niyet ve kati programla
hareket eden Selim Han, herhangi bir devlet işini fiiliyata
koymadan evvel, muhtelif yollarla onun hakkında alim vezir
ve sair ilgililerin fikirlerinden istifade eder ve günlerce
düşünür, nihayet son kararını verdikten sonra ondan dönmez
ve bu kararın aleyhinde söz söyleyenleri en şiddetli şekilde
cezalandırırdı.Muntazam bir casus teşkilatı vardı. Bu sayede
gerek memleket dışından ve gerek içeriden devamlı bilgi alırdı.Mühim
işlerde bizzat tahkikat yapardı. İhtişam ve debdebeye ehemmiyet
vermez, sadeliği sever ve sade giyinirdi. Kendisi için fazla
para sarfıyla köşk ve lüks şeyler yapılmasını istemezdi. Bir
defasında oğlu Şehzade Süleyman çok süslü bir elbise ile huzuruna
girince;"Süleyman annen ne giysin" diyerek sitem etmişti.Hazinenin
devamlı dolu olmasına dikkat ederdi.
Sultan Selim Han evliyaya rağbet eder onların
sohbetlerine katılmayı bulunmaz bir nimet sayardı. Devamlı;"Padişah-ı
alem olmak bir kuru kavga imiş-Bir veliye bende olmak cümleden
ala imiş." buyururdu. Yavuz Sultan Selim'in Şam'da Salihiyye'de
Muhyiddin-i Arabi'ye yaptırdığı cami,imaret ve türbeden ve
bir de Konya'da Mevlevi tekkesine getirdiği sudan başka bir
hayır yapmasına vakti ve zamanı müsaid olmamıştır. Hatta başlattığı
camiinin bile yanlız temellerini attırabilmiş fakat tamamlayamamıştır.
|