Harem-i
Hümayûn'un en itibarlı hanımı
Valide Sultan
Osmanlılarda
cülus merasiminden bir kaç gün sonra saray, yeni bir
törene daha sahne olurdu. III. Murad Han'ın cülusundan
itibaren düzenlenen bu merasim padişahın annesinin Eski
Saray'dan alınarak Topkapı Sarayına nakli hadisesidir.
Valide Alayı ismi
verilen bu tören şu şekilde gerçekleşirdi.
Yeni padişah cülusundan
bir kaç gün sonra validesinin Eski Saraydan Topkapı
Sarayına naklini emrederdi. Bir gün öncesinden rikâb-ı
hümayun ve şikar ağaları, kapıcıbaşılar, sultan kethüdaları,
padişah evkafı mütevellileri, haremeyn vakfı erkanı,
harem-i hümayun ağaları, baltacılar, darüsaade ağası
ve yeni tayin olunan valide kethüdasına haber gönderilerek
hazır olmaları istenirdi.
Valide Alayı, Bayezid
kolluğu (karakolu) önüne geldiği vakit yeniçeri ağası,
şayet o seferde ise sekbanbaşı tarafından karşılanırdı.
Araba burada bir müddet durur, bu sırada ağa yer öperek
hürmet ve tazimlerini arzederdi. Ağaya bir hil'at giydirilir,
yine ona ve maiyyetine önceden belirlenen hediyeleri
dağıtılırdı. Bu şekilde her kulluk geldikçe oradaki
görevli neferlere hediyeleri verilirken alaydan etrafa
çil çil paralar saçılırdı. Alay cebehane önüne gelince
cebecibaşı valide sultanı selamlayarak hediyesini alırdı.
El Öpme
Bu şekil merasimlerle
bâb-ı hümayundan saraya girilirdi. Hastane kapısı köşesinde
bekleyen bostancı başhasekisi ile hasekiler ellerinde
değneklerle dizilip ilgililer dışında kimseyi ileriye
geçirmezlerdi.
Valide sultanın arabası
has fırın kapısı önüne gelince padişah vakarlı bir şekilde
yürüyerek gelir, validesini iki veya üç temenna ile
selamlar ve annesinin sağ tarafdaki pencereden uzanan
elini öperdi. Bu sırada çavuşlar hep birlikte alkış
tutarlardı.
Valide Sultan'ın arabası
orta kapıdan içeri girdikten sonra alay sona ererdi.
Valide sultan saraya gelişinin
ertesi günü sadrazama bir hükümnâme ile kürk ve hançer
gönderirdi.
Bu şekilde saraya yerleşen
valide sultan haremin en itibarlı hanımıdır. Valide
sultanın herkesten üstün konumu harem müessesesinin
esasıydı. O hem sultan ailesinin vesayetinden hem de
harem hanesinin günlük işleyişinin idarî denetiminden
sorumluydu. Onun haremin en güçlü üyesi olduğunu maaşı
açık bir şekilde yansıtmaktadır. Zira devlet hazinesinden
harem üyelerinin her birine ödenen günlük maaş (mevacib),
harem kurumunun hiyerarşisini ortaya koyar ve simgelerdi.
Kanuni sonrası dönemde,
haremi idare eden ilk valide sultan olan Nurbanu Sultan'a
günlük 2000 akçelik bir maaş bağlanmıştı. III. Mehmed'in
annesi Safiye Sultan da ise, bu rakam 3000 akçeye çıkmıştır.
Valide sultan maaşları, kısa süreli istisnai dönemler
dışında bu yüksek seviyeyi muhafaza etmiştir.
Genelde Osmanlı haremini
anlatan Avrupa kaynaklı tasvirlerde valide sultandan
hiç söz edilmeyip, padişah kadınları ön plana çıkarılmaktadır.
Harem kısmındaki gücün valide sultanın değil de hasekilerde
olduğunu savunmaki yabancı gözlemcilerin saray hayatına
dair cinsel fantazi ve entrika senaryolarını daha rahat
kurabilmenin bir ürünü olmalıdır.
Harem-i hümayun konusunda
arşiv belgelerine dayalı ciddi bir eser ortaya koyan
Amerikalı tarihçi Lesli Peirce, bu durumu ; büyük
ölçüde kendi kraliçelerinin karşılığını arayan ve dolayısıyla
Osmanlı haremindeki en büyük güç ve statü sahibinin
valide sultan olduğunu anlamaya hazır olmayan Avrupalı
gözlemcilerin kültürel at gözlüklerine bağlanması gerekir
diyerek açıklamaktadır.
Padişahlar ve Anneler
Padişahların validelerine
karşı son derece hürmetkar davranmaları onların saraydaki
hüküm ve nüfuzlarını daha da arttırmıştır. Bunda muhakkak
ki, İslamiyetin ana hakkı konusundaki müessir prensiplerinin
büyük rolü olmuştur.
Cennet anaların ayağı altındadır;
Ana babaya iyilik etmek nafile namaz, oruç ve hac faziletlerinden
daha faziletlidir; Allahü Teâlâ'nın rızası ana va babanın
rızasındadır vb. Hadisi şerifler ana-babaya gösterilecek
hizmet ve hürmeti açık bir biçimde ifade etmektedir.
Nitekim Fatih Sultan Mahmed
kendisini yetiştiren ve hristiyanlık dininde kalmaya
devam eden üvey annesi Mara'ya geniş bağışlarda ve temliklerde
bulunmuştur. Yine ona ölünceye kadar, halini hatırını
sormaya ve iyiliklerde bulunmaya devam etmiştir.
Kanuni Sultan Süleyman
annesi Hafsa Sultanı çok sever, bir dediğini iki etmezdi.
Hayırları ve iyi kalpliliğiyle ün kazanan Hafsa Sultanın
Manisa'da cami, imaret, medrese, mektep ve hangâhı vardır.
III. Murad, validesi Nurbanu
Sultan'ın ölümünde matem elbisesiyle cenazeyi takip
ile Fatih Camiine kadar gelmiş, orada namazını kıldıktan
sonra sarayına dönerek ruhu için sadakalar dağıttırmıştır.
III. Mehmed Han da babası
gibi validesine çok riayet gösterirdi. IV. Mehmed'in
annesi Turhan Sultan'a, III. Selim Han'ın da Mihrişah
Saultan'a karşı hürmet ve tazimleri pek fazla idi.
Bunun neticesi olarak
valide sultanların saraydaki hüküm ve nüfuzları daha
da artmıştır. Bu durum bazı valide sultanların, devlet
işlerine de karışmasına da yolaçmıştır. Ancak istisnai
olarak görülen bu çeşit olayların dahaçok çocuk yaşta
tahta çıkan padişahlar döneminde olduğu da gözden kaçırılmamalıdır.
Valide Dairesi
Otuz altı Osmanlı padişahından
sadece yirmi üçünün annesi valide sultan ünvanını kullanmış,
diğerleri oğulları tahta geçmeden vefat ettikleri için
bu ünvanı alamamıştır.
Valide Sultanların kendilerine
verilmiş paşmaklık denilen hasları vardır. Daha sonraları
haslarından başka kendilerine darphaneden muayyen bir
maaş da tahsis edilmiştir.
Validelerin kalabalık
bir maiyyetleri vardı. Haremi, Haznedar Usta vasıtasıyla
idare ederlerdi. Haremdeki bütün kadınlar, sultanlar,
ustalar, ve cariyeler kendisinden çekinirler onu sayarlardı.
Haremdeki bütün işler onun emriyle yapılırdı. Göçler,
gezintiler onun emriyle ve arzusuna uygun olarak haznedar
ve kalfalar tarafından uygulanırdı. Törenlerde ve hareme
kabullerde baç rolü valide sultan oynardı. Hariçteki
işlerin Valide Kethüdası denilen bir memur bakardı.
Validelerin hasları ve mukataalarını da o idare ederdi.
Haremde valide sultan
dairesi padişaha ait mekanlardan sonra, en büyük ve
en önemli mekândır. Daireyi valide taşlığından bir bekleme
odası ile girilirdi. Girişte nöbetçi cariyeler beklerdi.
Daire yüksek kubbeli bir sofa, daha küçük bir yatak
ve ibadet odası ile iç içe üç bölüm halindedir. Sofanın
duvarlarının alt kısımları çinili, üst bölümleri ise
19. yüzyıl hayali panoramik manzara resimleriyle dekorlanmıştır.
Sedef kakmalı gömme dolapları ve kapı kanatları eskidir.
Bir ocak ve çeşmeye de sahip olan odaya kadife sedirler
ve sofra takımı da kurulmuştur. Valide Sultanlar yemeklerini
burada yerlerdi.
Yatak odası kapısının yanında
mermer üzerine yazılmış olan;
Lâ ilâhe illallah
Muhammedun Resûlullah
Dem bedem saat besaat
bâd ikbâlet fizûn
Düşmenet çün
şişe-i saat bemişe ser nigûn
Bu ocağın dûd-i dâim
sünbül izhâr eylesün
Sahibine hazret-i Hak
nârı gülzâr eylesün
Açıklaması:
Allahü Teâlâ'dan başka ilah yoktur, Muhammed "aleyhisselam"
O'nun Resûlüdür. Her ana her saat talihin yükselsin,
Düşmanın, saat şişesi gibi baş aşağı olsun Bu ocağın
daimi olan dumanı sünbül gibi görünsün Sahibine Hazret-i
Hak, ateşi gül bahçesi eylesin.
Anlamına gelen bir
beyit yeralmıştır. Yatak odasının 17. yüzyıl İznik çiniciliğinin
son kaliteli ürünleriyle kaplı duvarlarında, çiçekler
fışkıran şadırvan motifleri kullanılmıştır. Solda ahşap
altın yaldızlı, kabartmalı ve üstü dört sütuna dayalı
parmaklıkla çevrili alanı yatak yeridir.
Yatak odasından mermer
söveli ve demir şebekeli bir zar ile geçilen dua odası
da benzer görünüşlüdür. Duvarında çiniden bir Kabe tasviri
de vardır.
Ölen ya da tahttan indirilen
padişahların anneleri, merindeki cariyeleri ile birlikte
bu daireyi boşaltarak yeniden Eski Saray'a yerleşir
ve kendilerini tamamen hayır işlerine verirlerdi.
Bibliyografya:
Atâ Bey, Târih-i Enderûn, c.3, s.65.
Vasıf Edendi, Târih, İstanbul 1219, c.1, s. 35, 42,
44, 46
İ.Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devletinin Saray Teşkilâtı,
Ankara 1984, s.154-158.
Çağatay Uluçay, Harem II Ankara 1985, s. 61-66.
Leslie P. Peirce, Harem-i Hümayun (çev. A. Berktay),
İtanbul 1996, s. 158, 169-171.
Esad Efendi, Osmanlılarda Töre ve Törenler (Teşrifât-ı
Kadime), sad. Y. Ercan. İstanbul 1979, s. 111, 112.
Hammer, Devlet-i Osmaniye Tarihi (trc. Atâ bey), İstanbul
1330, s.7, s13, 41, 103, 213, 244.
M. Anhegger (Eyüboğlu), Topkapı Sarayında Padişah Evi:
Harem, İstanbul 1987, s.31-33
Deniz Esemenli, "Mekanlar-zamanlar", Topkapı Sarayı
(Akbank yay.) İstanbul 2000, s. 90-91.
Mehmet İpşirli, "Harem" (Osmanlı Devletinde Harem kısmı),
DİA, c.16, s.135-137.
O. Selahaddin Osmanoğlu, Osmanlı Devleti'nin kuruluşunun
700. Yılında Osmanlı Hanedanı, İstanbul 1999.
|