Padişah
Kızları: Sultanlar
SULTANLARIN
YETİŞMESİ
Sultanların
doğumu ile birlikte bir daire ayrılır emrine dadı, sütnine,
kalfa ve cariyeler verilirdi. Eğitimiyle annesi, dadısı
ve kalfası uğraşırdı. Yürümeye başladıktan itibaren
bahçelere çıkar küçük cariyelerle veya aynı yaşdaki
çocuklarla dadısının nezaretinde oyunlar oynardı. Sultanlar,
dadısız ve kalfasız dışarı hiç çıkamazlardı.
Sultanlar beş veya
altı yaşına girdiklerinde irade-i seniyye ile derse
başlarlar ve kendileri için tayin edilen hocalardan
ders alırlardı. Bed-i besmele denilen ilk derse törenle
başlanır ve padişah da hazır bulunurdu. Bazen dersler
şehzadeler dairesinde okunurdu. Okumada ilk üzerinde
durulan konu, padişahın çocuklarının Kuran-ı kerimi
doğru okumalarını temin etmekti. onların Kur'an-ı kerimi
tecvide uygun okumaları ve bitirmeleri kendileri ve
babaları için büyük bir mutluluğa sebep olurdu. Bu vesile
ile bir de hatim töreni tertip ediliyor sultanlara ve
hocalarına hediyeler veriliyordu. Sultanlar Kur'an-ı
kerimden başka Türkçe, Matematik, Tarih, Coğrafya, Arapça
ve Farsça dersleri de alırlardı.
Sultanların günümüze
kadar ulaşan mektuplarından son derece düzgün ve edebi
ifadeler kullandıklarını, kelime, cümle ve gramerhatalarının
yok denecek kadar az olduklarını görmekteyiz.
Sultanlar
erkeklerden kaçma çağına geldikelrinde başlarına yaşma
örterler ve dışarıya çıktıklarında uygun elbiseler giyerlerdi.
DÜĞÜNLERİ
İlk
Osmanlı padişahları kızlarını, genellikle Anadolu beyleri
veya onların oğullarına verdikleri gibi kendi maiyetlerinde
ki beylere de verirlerdi. Nitekim 1. Murad' ın kızı
Melek Hatub, Karamanoğlu Alaaddin Bey' le ; Çelebi Mehmed'
in kızı Selçuk Hatun Candaroğlu Kasım Bey' le; Fatih'
in kızı Gevherhan Sultan Akkoyunlu Uzun Hasan' ın oğlu
Uğurlu Mehmed Bey' le; II. Bayezid' in kızı Aynışah
Sultan ise Uğurlu Mehmed' in oğlu Göde Ahmed Bey' le
evlenmişlerdir.
Ancak osmanlılar
Anadolu birliğini temin edince etrafta kızlarını verecek
hanedan kalmadığından, sultanları vezirler, kaptan paşalar
ve büyük devlet adamlarıyla evlendirmeye başladılar.
Padişahların kızlarını
Anadolu beylerine vermesi gibi kendi devlet adamlarıyla
da evlendirmeleri, duygusal yönden ziyade siyasi idi.
Zira sultanları alanların çoğu enderun mektebinden yetişen
devşirme devlet adamlarıdır. Bunlar padişaha baba gözüyle
bakarlardı. Bir de padişahın kızıyla evlenince hanedanın
üyeleri arasına girerek nüfuzlarını da arttırırlardı.
bazı yabancı yazarların, padişahların kızlarını korktuğu
veya zenginliğini çekemediği paşalarla evlendirdiği
iddiası, tamamen uydurma ve hayal mahsülüdür.
Padişah kızını evlendirmek
isteyince sadrazama bir hatt-ı humayun yazar ve damad
olacak şahsın nişan takımlarını yollamasını emrederdi.
Uygun görülen adayın, fermanı alır almaz eğer evli ise,
sultanlara hürmeten hanımını boşaması adet haline gelmiştir.
Ayrıca II. Mahmud zamanına kadar sultanların rızası
formalite icabı alınıyordu. Ancak II. Mahmud' dan itibaren
durumun değiştiği ve en azından fotoğraflarla birbirini
önceden tanıdıkları görülmektedir.
Sultanların nikahları
bazan Yeni Sarayda ve bazan da paşa kapısında kıyılırdı.
Sultanın vekili darüssaade ağası idi. Damat paşaya da
münasi görülen bir vezir vekil olurdu. Nikahı şeyhülislam
kıyar ve mihr-i muaccel ve mihr-i müeccel sultanın derecesiyle
mutenasip olurdu. Onaltıncı asır sonlarına kadar nikah
yüzbin altın üzerinden kıyılırdı.
Sultan nikahından
sonra hükümdar namınamerasimde bulunanlara kürk ve hil'atler
giydirilirdi. Damat da hil'at giyerdi. Sultanların düğünleri
babalarının sağ olup olmadıklarına veya padişahın sevdiği
bir kız kardeşi veya yeğeni olup olmayışına göre olurdu.
Tabii babaları sağ olan sultanların düğünleri fevkalede
mükellef yapılırdı. Damat, böyle bir düğünde pek çok
masraf eder, saraya gönderdiği her çeşit mücevherli
(yüzük, küpe, bilezik, incili tuvalet aynası ve yine
incili gelin duvağı ve hamam nalını gibi) nişan hediyesinden
başlayarak bütün düğün masraflarını görürdü. Düğün müddeti
muayyen olmayıp onbeş yirmi gün süren düğünler de vardı.
Gelin olan sultanın
alayı ya kendisinin bulunduğu Eski Saraydan veyahut
Yeni Saraydan itibaren tertip edilirdi. Sultan, Osmanlı
hanedanına mahsus kırmızı atlas cibinlik içinde olarak
araba ile naklolunurdu.
Gelin alayında sadrazam,
vezirler, devlet erkanı ile düğün münasebetiyle sultanlara
mahsus yaptırılan ve Nahl denilen balmumdan yapılmış
düğün tezyinatı, alayın önünde giderdi.
Sultanın çeyizi,
kocasının konağına gitmeden evvel sarayda teşhir edilirdi.
Sadrazam ve diğer devlet adamları oraya kendi düğün
hesiyelerini de gönderirler, sonra bu çeyiz alayla damadın
konağına götürülürdü.
Sultan, kocasının
konağına geldiği zaman orada zevci ile Kızlar ağası
tarafından karşılanır ve koltuklarına girilerek harem
dairesinin kapısına götürülürdü. Damadın konağında kadın
ve erkeklere ayrı ayrı ziyafetler çekilir ve yatsı namazından
sonra davetliler konaktan ayrılırdı. Damat Paşa davetlilerin
her birine derecelerine göre birer hediye verirdi.
Yine bu sırada darüssaade
ağası padişah namına damada bir samur kürk giydirir
ve paşayı sultana takdim ettikten sonra çekilirdi. Bundan
sonra yenge kadın paşayı odaya sokar, damat paşa odanın
bir köşesinde namaz kıldıktan sonra zevcesinin eteğini
öper ve sultanın oturması için müsaadesine kadar ayakta
dururdu.
Şayet damadın memuriyeti
hariçte ise düğün için İstanbul' a çağırılır, konak
döşer, sultanla evlenir ve sonra vazife ile İstanbul'
da kalmazsa yine memuriyeti başına dönerdi. Sultan İstanbul'
da kocasının konağında kalırdı.
GEÇİMLERİ
Sultanların
maiyyetlerinde padişahın emriyle tayin edilen kethüdaları
vardı. Bütün işleri, alış veriş vesaireleri hep bu kethüdaları
vasıtasıyla görülürdü. Dul olan sultanların vazife ve
aidatları matbah-ı amire ile şehremini tarafından verilmek
kanundu.
Sultanların hash
veya paşmaklık ismi verilen dirlikleri vardı. Bunların
bazılarına herhangi bir mukataanın varidatından maaş
ve bir kısmına iltizam suretiyle mukataalarda verilmişti.
Bu isimler altındaki dirlikler bir mahallin varidatının
bunlara tahsisi demekti. Malikane suretiylemukataa,
kaydı hayat şartıyla verilen dirlikti. Sultanları bu
gelirlerini idare ve tahsil için voyvoda denilen memurlar
vardı. Sultanlara bazan hazineden maaş da verilirdi.
Sultan III. Mustafa Laleli Camisinin vakfiyesini tertip
ettirirken bu vakfından oğullarına bin beşeryüz kızlarına
biner ve kadınlarına beşer yüz kuruş tahsis eylemişti.
Bibliyografya:
Silahtar
Mehmet Ağa, Tarih, c. 1, s. 646; c. 2, 737
Raşid, Tarih, İstanbul 1282, c.3, s. 143, 265, 319,320,328
Peçevi, Tarih, c. 2, s. 28
Naima, Tarih, c. 4, s.264
Ata Bey, Tarih'i Enderun, c. 1 , s. 249 - 250
Esad efendi, Osmanlılarda Töre ve Törenler - Teşrifat-ı
Kadime- (sad. Y. Ercan) , İstanbul 1979, s.113,116
İ.Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devleti'nin Saray Teşkilatı,
Ankara, 1984i s. 159-171
Çağatay Uluçay, Harem, Ankara 1985, s.67 - 115
H. Ziya Uşaklıgil, Saray ve Ötesi, İstanbul 1942,
c. 2, s. 93 - 98, 187- 194
Ayşe Osmanoğlu, Babam Abdülhamid, İstanbul 1960, s.
106-112.
Hikmet Özdemir, Adile Sultan Divanı, Ankara 1996,
s1 291-292, 454 -455.
|