Padişah
Hanımları
Niçin cariyelik
sistemi
Padişahların
bu sistemdeki evliliklerinden İslamiyetin hükümlerine
uyularak nikah yapılmamıştır. Zira İslamiyet'e göre
cariyeler köle (kadın) statüsünde olduğundan
sahipleri istedikleri gibi tasarruf hakkına sahip bulunuyordu.
Bazı tarihçiler nikah ile evlenmeyi
kaldırmayı Yıldırım
Bayezid'in Ankara'da Timur'a esir düşmesinden
sonra, hanımı Despina'nın da galiplerin eline geçmesi
sebebiyle alındığını kaydederler. Hatta bazı yabancı
yazarlar, Türk ve Osmanlı düşmanları daha da ileri giderek
Timur'un Yılıdırım'ın hanımına içki dağıttırdığını kaydederler.
Gerek Timur gerekse Osmanlı,
ciddi hiç bir tarihte bu tip haber mevcut değildir.
Oysa Osmanlı sarayında henüz İslamı seçmemiş olan Despina
Hatun, Timurlu tarihçilerden Şerefeddin Yezdi'nin kaydına
göre Timur Han'ın huzurunda Müslüman olmuştur.
Ayrıca Osmanlıların bu sebeple cariyelerle
evlendiği meselesi şuradan da yanlıştır ki, Yılıdırım'dan
sonra Çelebi Mehmed
Dulkadırlıoğlu Süli Bey'in kızı Emine Hatun'la II.
Murad Candaroğlu İbrahim Bey'in kızı Hatice
Halime Hatunla, II.
Mehmed Dulkadıroğlu Süleyman Bey'in kızı Sitti
Hatun'la, II. Bayezid
de Dulkadıroğlu Alaüddevle'nin kızı Ayşe ve Karamanoğlu
Nasuh Bey'in kızı Hüsnü Şah Hatunla hep nikahlanarak
evlenmişlerdir.
Oysa Osmanlıların Fatih'ten
itibaren cariyelerle evlenme sistemine geçişte kendileri
ve devletleri için yine pek çok faydaları vardır. Bunlar
üzerinde dikkatle durmak gerekmektedir.
Öncelikle Fatih' gelindiğinde
Balkanlardaki prenslik ve krallıklar yıkılmış hepsi
devletin sınırları içerisine alınmışlardı. Fatih'le
beraber Bizans İmparatorluğu'da Tarihe karışmıştır.
Ayrıca Anadolu beylikleri ortadan kaldırılmış ve Türk
birliği temin olunmuştu.
Zaferden zafere koşan Osmanlı
hükümdarları kendilerini artık dünyanın en büyük ve
güçlü padişahları saydıklarından, başka hanedanlarla
akrabalık yoluyla dostluk kurmaya çalışmışlardır. Başlangıçtaki
siyasi ve diplomatik yarar sağlama unsuru artık görülmemektedir.
Yine genelde çok evli bulunan
Osmanlı padişahlarının her aldıkları kadın için yapacakları
şatafatlı düğünler, yapılacak masraflar ve verilecek
hediyeler düşünüldüğünde devşirme sistemiyle devletin
ne büyük bir masraftan kurtulduğu açıkça görülmektedir.
Padişahların devşirme kadınlarla
evlenmelerini tenkit eden bazı yazarlar ise, neden Türk
ilim ve Devlet adamlarının kızlarını almadıklarını sorgularlar.
Oysa bu düşünceleri uygulanmış olsaydı yapılacak masraflar
bir tarafa her padişah döneminde bir kaç aile saraya
nüfuz edecek devlet işlerine karışacak, parçalanma ve
bölünme süreci içeriden daha çabuk bir şekilde gerçekleşecekti.
Devşirme usulüyle kız almanın
bir faydası ise küçük yaşta saraya getirilen bu kızların
tam bir saray kültürü ve terbiyesi içerisinde yetiştirilmiş
ve padişaha layık bir eş haline getirilmiş bulunmasıdır.
Ayrıca bunların en seçilmişleri padişah hanımlığına
namzet olurken diğerleri de enderun
mektebinde yetişen diğer devlet görevlileri ile evlendirilmek
üzere hazırlanıyordu. Enderun
nasıl saray içerisinde padişaha kişisel hizmet yoluyla
erkekleri saray dışında hanedana hizmete hazırlanıyorsa,
harem de padişah ve annesine hizmet yoluyla dış dünyadaki
rollerini almaya hazırlanıyordu. Böylece idareciler
eş yoluyla devlete daha da sadık bir hale getirilmiş
olurdu.
Devşirme
sistemi ile padişah evlilikleri
Saraya
alınan cariyelerin büyük bölümü hizmet birimlerinde
çalışırdı. Bunların en güzel ve kabiliyetli olanları
padişahın hizmetinde, ona yakın olanlar da şehzadeler
dairesine gönderilirdi. Bunlardan padişah hanımı olabilecek
durumda olanlar Haznedar Usta'nın emrine verilirdi.
O bunları yetiştirir ve efendisine yaraşır bir kadın
olmasını sağlardı.
Bunların dışındakiler ise padişah
hiç bir bakımdan irtibatta bulunmadığı gibi belki kendilerini
ne görür ne de tanırdı. Bu bakımdan padişahın zaman
zaman bütün cariyeleri toplayıp içlerinden en güzelini
seçmesi gibi konular artık fantazi masallar olarak tarihteki
yerini almışlardır. Has odalık olarak yetiştirilen cariyelerle
padişah münasebette bulunduğunda şayet bunlar gebe kalırlarsa
İkbal ve haseki adını alırlardı. Bunlar derecelerine
göre Baş İkbal, İkinci İkbal, Üçüncü İkbal... denirdi.
Sayıları yediye kadar çıkabilirdi. İkballer hanım veya
hanımefendi diye çağırılırlar ve artık azad edilip saraydan
ihraç edilmekten kurtulurlardı. Haseki Sultan tabirinin
yerini zamanla Kadın veya Kadın efendi almıştır.
Hasekiliğe yükselen cariyeye
samur kürk giydirilirdi. Hasekilerden erkek çocuk doğuranlara
Haseki Sultan ünvanı verilir ve başına kıymetli taşlarla
süslü bir altın taç takılırdı. Yine harem geleneği gereğince
ona daire ayrılır, emrine kalfa ve cariyeler verilirdi.
Haremde cümle kapısı holünden
Kızlarağası Dairesi ile Kalfalar koğuşu arasında devam
eden yoldan sola dönülerek girilen geniş ve uzun hole
Cariyeler ve Kadın efendiler Taşlığı denilirdi. Taşlığın
sağ tarafındaki birinci, ikinci ve üçüncü kapı sırasıyla
Kadın efendi odalarıdır.
Daireler zemin katta giriş bölümü,
merdiven aralığı ve güzel bir manzara kazandırabilmek
için iki kat yüksekliğinde yapılmış birer Başodaya sahiptir.
Üst katta taşlığa bakan bir sahanlık ile birer odayla
baş odalara açılan bir asma katı bulunmaktadır. Daireler
17 yüzyıl Osmanlı çinileriyle kaplı olup ocaklı ve tavanı
kalem işli desenli boş odalar, zengin dekorları ve nefis
manzarasıyla dikkat çekmektedir.
Osmanlı padişahlarının ölümlerinden
sonra onun çocuk doğurmamış yahut da erkek çocuk doğurmuş
ve çocuğu vefat etmiş olan kadın ve hasekileri isterlerse
devlet ricalinden biriyle evlendirilirdi. Bu uygulamaya
ilk defa Fatih döneminde rastlanmaktadır. O babası II.
Murad'ın dul eşi Hatice Hatun'u babasının adamlarından
İshak ile evlendirmiştir. Kendisi de boşamış olduğu
David Komnenos'un kızını Zağanos Mehmed Paşa ile evlendirmiştir.
Yine III. Murad'ın
ölümünden sonra çocuksuz olan ikballeri Eski Saraya
gönderilmiş ve daha sonra derecelerine denk kimselerle
evlendirilmişlerdir.
Genellikle evlendirilenler odalık
ve ikballer olup padişahların asıl kadınlarından evlenenler
pek az görülmüştür. Zira kadın efendiler evlendikleri
zaman bu durum hanedana ve padişaha karşı yapılan bir
saygısızlık olarak kabul edilir ve tasvip edilmezdi.
İktidardan düşen veya vefat
eden padişahın kadınları harem dairesinden alınarak
Eski Saray'a gönderilirlerdi. Bu kadınların eğer padişah
olacak çocukları yoksa ölünceye kadar burada yaşarlar,
oğlu padişah olanlar Valide Sultan sıfatıyla tekrar
hareme dönerdi.
Eski Saraydaki kadınlar genellikle
kendilerini ibadete verirler, hayır ve hasenat işleriyle
meşgul olurlardı.
Osmanlı padişahları içinde çok
kadınla evlenenlere karşılık pek az eşi olanlar da görülmektedir.
I. Mustafa'nın
hiç kadını tesbit edilmemiştir. Yavuz
Sultan Selim, II.
Selim, III.
Mehmed, IV.
Murad ve II.
Ahmed'in birer; Osman
Gazi, Çelebi
Sultan Mehmed, III.
Ahmed, II.
Osman ve III.
Osman'ın da ikişer kadını olduğu anlaşılmaktadır.
|