Padişah
Hanımları
Osmanlı
Tarihinin ve özellikle hanedanın en çok tartışılan konuları
arasında padişahların aile hayatı gelmektedir. Bir kısım
yazarlar padişahların harem hayatını bir sefahat ve
gayr-i meşru eğlence hayatı gibi takdim etmeye çalışmaktadırlar.
Ancak bunların dayandıkları mehazlar genelde Avrupalı
gözlemcilerin, gezginlerin, düşünürlerin hayal ürünü
eserleridir. Haremdeki aile hayatına dair tasvirler
Osmanlılar hakkındaki kitapların satışına çok açık bir
biçimde yardımcı oluyordu. Bu sebeple bu tip anlatım
ve tasvirler eserlerde abartılı bir biçimde yer bulabiliyordu.
Nitekim günümüzde de bir padişahın hanımını konu edinen
ve cinsel fanteziler üzerine kurulu romanlar daha fazla
rağbet görebilmektedir.
Oysa meseleyi ciddi ve ilmi
bir tarzda ele alan yerli ve yabancı yazarlar ve tarihçiler
haremin içe işleyişi ve sakinlerinin yaşantısına dair
pek az bir bilginin mevcut olduğuna vakıftırlar. Harem,
isminin de gereği olarak yabancıların gözlerinden gizlendiği
gibi içindeki hayata dair konuşmalar da yine başkalarının
işitme alanı dışarısında kalmıştır. Haremde yaşayanlar
ise bu durumu belki hayatlarının en büyük sırrı olarak
kendileriyle birlikte mezara götürmüşlerdir.
Saltanatın babadan oğula geçtiği
bir hanedanın her hükümdarı gibi Osmanlı padişahı için
de önemli bir siyasi anlam yüklü olan aile hayatı asla
bir cinsel zevk olarak düşünülemezdi. Zira evliliğin
sonuçları -evlatlar- tahta kimin geçeceğini yani bizzat
hanedanın varoluşunu etkiliyordu.
İlk dönemde evlilikler
Kuruluş döneminden II.
Bayezid'e gelinceye kadar Osmanlı padişahları
ve şehzadeleri ilk zamanlardan Müslümanlardan nüfuzlu
kişilerin, Anadolu beylerinin, Bizans, Sırp ve Bulgar
krallarının kızları ile evlendiler. Bu evliliklerde
siyasi nüfuz elde etme, diplomatik faydalar veya kız
babası öldüğünde toprak talep etmek gibi gayeler hedefleniyordu.
Ertuğrul Bey'in oğlu Osman
Gazi'yi Şeyh Edebali'nin kızı Bala Hatun ile
evlendirilmesinde muhakkak ki ahilerin desteğini de
temin etmek maksadı da yatmaktaydı. Nitekim Ertuğrul
Bey'in vefatından sonra aşiretin başına amcası Dündar'ın
muhalefetine rağmen ahilerinde desteğini temin eden
Osman Gazi seçilmiştir. Osman
Gazi ikinci evliliğini yine nüfuzlu bir şahsiyet
olduğu tahmin edilen Ömer Bey'in kızı Mal Hatun ile
yapmıştır.
Bilecik tekfuru oğlunu, Yarhisar
tekfurunun kızı ile evlendireceği zaman düğüne Osman
Gazi'yi de davet etmişti. Tekfurlar Türk Beyi'ni
düğüne katıldığı sırada ortadan kaldırmayı karalaştırmışlardı.
Ancak tertipten dostu Harmankaya hakimi Köse Mihal'in
ihtarıyla, zamanında haberdar olan Osman
Gazi mükemmel bir plan tertip ederek tekfurları
pusuya düşürdü. Bilecik ve Yarhisar'a sahip olurken
Holofira isimli gelin de Osmanlılar eline geçmişti.
Osman
Gazi Holofira'yı oğlu Orhan'a
nikahlayarak bir anlamda onun babasının topraklarına
hakim olduğunu göstermiş oluyordu. Daha sonra Müslüman
olarak Nilüfer adını alan Holofira, hayır ve hasenatıyla
Bursalıların gönlünde taht kurmuştur. Nilüfer Hatun
Bursa' da Kaplıca kapısı yanında bir tekke, Darülharp
mahallesinde bir mescid ve Bursa ovasından geçen çay
üzerine güzel bir köprü yaptırmıştır. Bu nedenle çaya
Nilüfer adı verilmiştir.
Orhan
Gazi'nin önce Bizans İmparatoru III. Andronikus'un
kızı Asporça Hatun ve Sonra VI. John Kantakuzen ile
eşi İrene'den doğan Teodora (Maria) ile evlenmesi
ise Rumeli'ye geçişin imkan dahiline alınması ve saltanata
geçişi sağlamak hedeflerine matuftur. Kartakuzen Orhan
Bey'in kuvvetleri sayesinde İstanbul'a girerek İmparatorluğa
kavuşmuş, Trakya ve Makedonya'daki hakimiyetini kuvvetlendirmiştir.
Bu yardımlarına karşılık Gelibolu yarım adasındaki Çimbi
kalesini Osmanlılara vermiştir ki bu durum Orhan
Gazi'nin Rumeli'ye geçişinin ilk adımı olacaktır.
I.
Murad Han'ın Bulgar Kralı Şişman'ın kız kardeşi
Tamara (Maria) ile evlenmesi ise bu krallığın,
tabiiyet altında tutulabilmesinin bir gereği olarak
görülebilir. Zira Sultan Murad 1368'den sonra sırasıyla
Bulgarlardan Aydos, Karinabad, Süzeboli, Pınarhisar
ve Vize'yi zaptetmişti. Kral Şişman mukavemete muvaffak
olamayınca sulh yaparak vergi vermeyi kabul ederek kız
kardeşini de Osmablı hükümdarına vererek dostluğunu
pekiştirmek istemişti.
I.
Murad döneminden itibaren Osmanlı Padişahları
gayr-i müslim kralların kızlarının yanısıra Anadolu
beylerinin kızları ile de şehzadelerini evlendirmeye
başlamışlardır. Aslında Anadolu beyleri ile bu münasebet
çift yönlü olarak devam etmiş Osmanlılar onlardan kız
almalarının yanısıra, kızlarını da Anadolu beyleri veya
oğullarına vermişlerdir. Osmanlıların bu yerinde ve
fevkalade isabetli siyasetlerinin sonucu geç de olsa
meyvelerini vermiş ve bu evlilikler neticesinde Anadolu
aşiretleri ve beyleri arasında sağlam, köklü ve daimi
akrabalıklar tesis olmuştur. Anadolu'da yüzlerce yıllık
muhabbet, birlik ve beraberliğin temelinde, Osmanlıların
bu siyasetinin rolü de unutulmamalıdır.
I.
Murad Han oğlu Yıldırım
Bayezid'i Germiyanoğlu Süleyman Şah'ın kızı
devlet hatun ile evlendirdi. Devlet Hatun'un annesi
Mevlana Celaleddin Rumi'nin oğlu Veled Çelebi'nin kızı
Mutahhare Hatundur. Süleyman Şah kızının çeyizi olarak
beyliğinin en güzel yerleri olan Kütahya, Tavşanlı,
Emed ve Simav şehirlerini Osmanlılara vermiştir.
Yine Yıldırım
Bayezid Kosova meydan muharebesinden sonra kendisine
karşı ayaklanan Anadolu beylikleri üzerine yürüdüğünde,
Aydınoğlu İsa Bey karşı duramayarak tabiiyetini arzetmişti.
Buna karşılık Yıldırım
Bayezid ise İsa Bey'e bir miktar toprak bırakırken
onun Hafsa Hatun adındaki kızı ile de evlendirmiştir
(1390).
Kosova savaşında (1389) Sırp
kralı Lazar ölmüş ve yerine oğlu Lazaroviç geçmişti.
Yılıdırım Bayezid
kendisi ile sulh anlaşması yaparken dostluğu pekiştirmek
için kaz kardeşi Despine (bazı kaynaklarda Olivera)
ile evlenmiştir.
Osmanlılar doğuda kendilerine
karşı en güçlü devletlerden olan Memluklerle aralarında
tampon devlet konumundaki Karamanlılar ve Dulkadırlılar
ile de evlilik yoluyla akrabalık kurmaya ve dostluklarını
ilerletmeye çalışıyorlardı. Nitekim Çelebi
Mehmed fetret dönemi sırasında Dulkadırlı Süli
Bey'in kızı Emine Hatunla evlenmek istemiş ve bu arzusu
hüsn-i kabul görmüştür. Çelebi Mehmed ile Emine Hatun
1403 yılında evlenmişler ve bu evlilikten ertesi yıl
II. Murad
doğmuştur.
II.
Murad Han'da Anadolu beylerinden Candaroğlu
II. İbrahim Bey'in kızı Hatice Hatun, Amasyalı Şadgeldi
Paşa'nın torunu Yeni Hatun ile evlilikler yapmıştır.
II. Murad'ın siyasi evliliklerinden biri de Sırp Kralı
Jori Brankoviç'in kızı Mara Hatun'dur. Brankoviç, Türk
akınlarını önleyebilmek için kızı Mara'yı 1435 yılında
II. Murad
ile evlendirmiştir. Osmanlıların Balkanlarda zor duruma
düştüğü bir dönemde Edirne-Segedin antlaşmasının imzalanmasında
Mara Hatun'un büyük rolü olmuş böylece II. Murad
toparlanma imkanı bulmuştur.
Bazı yazarlar II.
Mehmed (Fatih)'in annesi Mara hatun olduüunu
ısrarla savunurlar. Oysa Fatih'in 1431 yılında doğduğu
düşünülürse, 1435'de gerçekleşen bu evlilikten böyle
bir doğumun ne kadr imkansız olacağı ortadadır. Buna
rağmen bazı yazarlarda aynı gayretkeşliğin devam ettirilmesi
akla, başka niyetler başka maksatlar olduğunu, çamur
at izi kalsın prensibinin uygulandığını apaçık bir biçimde
vermektedir.
II.
Murad bu arada II. Kosova zaferinden sonra Karamanoğullarının
muhtemel bir hıyanetinden çekinerek, Dulkadıroğlu Süleyman
Bey'le akrabalık kurmak istemiştir. Bu itibarla Süleyman
Bey'in kızı Sitti Mükerreme Hatun'un oğlu Mehmed' istemiştir.
Süleyman Bey'in de muvafık olmasıyla şehzade Mehmed
ile Sitti Hatun Edirne'de üç ay süren muhteşem ve göz
alıcı bir düğün merasimi ile evlenmişlerdir.
Görüldüğü gibi Fatih
Sultan Mehmed' e gelinceye kadar Osmanlı padişahları
Bizans, Bulgar, Sırp krallarının ve Anadolu beylerinin
kızları ile siyasi evlilikler kuruyorlardı. Bunun yanısıra
saraya alınan ve burada yetiştirilen cariyeler ile az
da olsa evlilikler görülüyordu.
Nitekim I.
Murad'ın Gülçiçek (Rum asıllı), Çelebi
Mehmed'in Kumru Hatun, II.
Murad'ın Hüma Hatun ile bu yolla evlendikleri
bilinmektedir. Ancak Fatih'ten itibaren cariyelerle
evlenme usulüne doğru sistemli bir geçiş süreci başlamıştır.
II. Bayezid
ve Yavuz dönemlerinin sonunda devşirme sistemi içerisinde
evlilik Osmanlı sarayına hakim olmuştur.
Fatih'in
Dulkadırlı Süleyman Bey'in kızı Sitti Hatun'un dışında
kalan eşlerinden Gülbahar Hatun aslen Arnavut, Çiçek
Hatun Sırp, Venedik veya Rum ve Helene ise Rum'dur.
Gülşah Hatun'un ise milliyeti bilinmemektedir.
II.
Bayezid Dulkadır oğlu Alaüddevle'nin kızı Ayşe
Hatun ve Karamanoğullarından Nasuh Bey'in kızı Hüsnüşah
Hatun'un yanısıra Bülbül Hatun, Ferahşad Hatun, Gülbahar
Hatun, Gülruh Hatun ve Şirin Hatun adlı cariyeler ile
de evlenmiştir.
Yavuz
Sultan Selim'in güzelliğiyle meşhur hanımı Hafsa
Sultan'ı bazı tarihçiler Türk olarak gösterseler de
aslen cariye olduğu vesikalardan anlaşılmaktadır.
İşte Fatih'le
beraber cariyeler ile evlenme usulü genişlemiş II.
Bayezid devri sonunda ise umumi bir kaide şeklinde
saray hayatına girmiştir. Bu usul pek az istisnası dışında
hanedanın yıkılışına kadar da devam etmiştir.
|