Cariyeler
Bu
kadınlar her ne kadar haremin hizmet birimlerinde görevli
olsalar da onları bir hizmetçi statüsünde görmek mümkün
değildir. Zira onların her biri Osmanlı saray terbiyesi
ile yetişmiş saray kültürü ile yoğrulmuş bir saraylı
idiler. Onlar için nihai hedef, askeri, idari hiyerarşinin
tepesine yakın erkeklere eş olmak üzere en güzel bir
biçimde yetişmiş olmalarıydı.
Enderun
nasıl erkekleri saray dışında hanedana hizmete hazırlıyorsa
haremde, kadınları padişah ve annesine kişisel hizmet
yoluyla dış dünyadaki rollerini almaya hazırlıyordu.
Zira onlar Enderun'da yetişmiş bir
Osmanlı bürokratının eşi olarak gittikleri yerlerde
harem teşkilatının en gözde mümessili olacaklardı. Osmanlı
harem hayatının en yüksek seviyede temsilcisiydiler.
Diğer idarî görevli eşleri ve şehirli kadınlar onların
edep ve ahlâkını kendilerine örnek alırlardı.
Hizmet cariyeleri ile kalfalar
ve ustaların haremde kalış süreleri dokuz yıldı. Dokuz
hizmet yılını dolduran cariyelere hürriyete kavuşma
kâğıdı olan azatname/ıtıkname verilirdi. Bunları ıtıknameyi,
ufak yuvarlak bir muska içinde göğüslerinde taşırlar,
öldükleri zaman da bununla gömülürlerdi. Birçokları
da azatnameyi kendi istekleri ile yırtarlar ve sarayda
kalmaya devam ederlerdi.
Çırağ denilen dışarıda bir eve
yerleşirle ve evlenirlerdi. Saraydan ayrılan cariyelere
elmas yüzüğü, küpesi, altın saati, gümüş takımları ve
hanesinin her lavezımı verilir, öyle gönderilirdi. Evlenen
cariyelere ise haremde bağlı bulunduğu efendisi ve arkadaşları
tarafından hediyeler verilirdi.
Ayrılan cariyelere sadece eşya,
konak ve saire ile yetinilmiyor, sonradan dara düşmemeleri
için bazı tahsisler de yapılıyordu. Yine dışarıda muhtaç
halde bulunanlara her türlü yardım yapılmakta ve kimseye
muhtaç bırakılmamaktaydı. Kocası ölenlere maaş bağlanırdı.
Haremdeki cariyeler vefat ederlerse
malları islam hukukuna göre efendilerinin sayıldığı
için devlet tarafından zaptedilir ve hazineye irad kaydolunurdu.
Azad edilmeden vefat eden cariyelerin kefenlerinin altına
ve göğsünün üzerine ıtıkname kağıdını yazıp koyarlar
ve öylece defn ederlermiş.
Cariyeler harem içinde bir suç
işledikleri veya vazifelerini aksattıkları takdirde
kahya kadın tarafından cezalandırılmaktaydı. Genelde
cezaların kısa süreli hapis hayatı olduğu sanılmaktadır.
Cariyeler bölümündeki hastane ve çamaşırhanenin yanında
bodrum katında bir odanın hapisane olarak kullanıldığı
söylenmekte ise de bunu kuvvetlendirecek bir delil mevcut
değildir. Ayrıca mühim hata ve kusuru görülenler haremden
çıkarılarak sürülürlerdi.
Son dönemlerde padişahlara gösterilen
fena muameleler sırasında harem kadınları ve cariyeler
de bundan nasiplerini almışlardır.
Abdülaziz Han'ın önce hal'i
ve sonra öldürülmesi sırasında haremde yaşayanların
durumu da perişan olmuştur. Kadınların ve cariyelerin
eşyaları subaylar tarafından zaptedilmiştir. Cariylerin
çoğunun yeri yurdu olmadığından yatakları, hamallar
sırtında ve kendileri yer bilmez bir takım biçâre ve
âcize onun bunu kapısını çalıp kabullerini istirham
eylemişlerdir.
Yaşadıkları
Mekânlar
Günümüzde
Topkapı Sarayı'nın cariyeler bölümünü gezenler adetâ
ürkerler. Zira rutubetli odalar, kafesli dehlizler,
karanlık daireler insanın ruhunu sıkar. Görenler de
burada yaşamış olanlara büyük bir acıma hissi oluşur.
Oysa harem bölümü ve cariye daireleri Topkapı Sarayı
Dolmabahçe'ye taşınmadan önce bugün görüldüğü gibi değildi.
Harem-i Hümayûn'da cariyelerin
kaldığı mekânları gezerken onların yaşayışlarına ve
rollerine bir kez daha şahit olacağız.
Karaağalar Taşlığı'nın bittiği
yerde günümüzde Cümle Kapısı denilen ve haram bölümünü
haremağaları bölümünden ayıran kapı gelmektedir. Bu
kapı haremin üç ana bölümünün bağlandığı nöbet yerine
açılır. Kubbeli ve kemerli açık bir sahanlık olarak
geçiş yeri halindeki kapıya mermerden, grift rumî desenli
ve müşebbek taçlı bir sembolik boş kemerle girilir.
Bu kemer üzerinde "Ey iman edenler! Evlerizni dışındaki
evlere izin istemeden ve orada sakin olanlara selâm
vermeden girmeyiniz." Meâlindeki âyet yer almaktadır.
Nöbet yerinin solundaki kapı
Cariye Koridoru ile Kadınefendiler Taşlığı'na, ortadaki
kapı Valide Taşlığı'na, sağdaki kapı Altın Yol ile padişah
dairesine bağlanır. Giriş, taşlıktaki nöbet binasına
bağlanan kemerli bir asma kat vasıtasıyla özellikle
geceleri kontrol altında tutulurdu.
Harem'de yaşayanların en kalabalık
kesimini oluşturan cariyelerin kullandığı bu üçüncü
kapı üzerindeki yazıda; "Ey kapıları açan Allah'ım
bizlere de hayırlı kapılar aç" dileği yer almaktadır.
Nöbet yerinde bulunan, cariyeler
bölümüne açılan bu kitâbeli kapı, aslında üstten ışık
alan bir koridora açılmaktadır. Bu koridorun sonunda
cariyeler taşlığına açılan bir kapı daha vardı. Kitâbeli
kapı açıldığında koridorun sonundaki kapı kapalıdır.
Altın Yol'un iki başındaki çift kapıda da aynı usul
görülmektedir. Aslında tüm önemli oda-sofa ya da taşlıklardaki
kapılar aynı durumdadır. Girilen bir kapı kapatılmadan,
geçilecek olan ikinci kapı açılmaz.
Bu mimarî şekil, haremin yüzyıllar
boyu korunmasını kolaylaştırmış, onu baskılardan da
korumuştur. Böylece hiç bir bölüme doğrudan doğruya
girilememekte, ya bir geçit ya da u şekilde kullanılan
çift kapılı yerler bulunmaktadır.
Ancak bir kez şehzadeliğinde
II. Mahmud'u ve III. Selim'i öldürmek kastıyla gelen
askerler, içerideki saray kadınlarının yardımıyla kapıların
açık bırakılması yüzünden, hareme baskın yapabilmiştir.
Üçüncü kapıdan geçilince tepeden
ışık alan sol tarafta taş sekisi boydan boya uzanan
bir geçide girilir. Bu geçidin sağ tarafındaki bir kapı,
saray ustaları koğuşlarının taş merdiveninin başladığı
yere açılır. Burada bir başka kapı daha vardır. Sol
taraftaki sekide saray mutfaklarına her gün gelen yemek
tepsileri dururdu.
Bu tepsileri getiren Karaağalar,
cariyeler kapısından girip, tepsileri taş seki üzerine
bırakırlar, yine aynı kapıda çıkarlardı. Ancak onlar
çıktıktan sonra cariyeler kapısı kapatılınca iç kapı
açılır. Cariyeler seki üzerindeki tepsileri ait oldukları
bölümlere götürmek üzere alırlardı. Yemek getirenlerle
cariyelerin karşılaşması bile yasaklanmıştı.
|