Cariyeler
Hünkâr
Kalfaları
Harem
kadınlarının yükselebilecekleri en yüksek makamdır.
Görevleri padişahların hizmetlerini görmek , padişahın
günlük işleriyle uğraşmak, yemeği hazırlamak şeklinde
sıralayabiliriz.
Bu kadıların aralarındaki rütbeler şöyledir;
Hazinedar ve Hazinedar Usta; Padişahların hususi
ve şahsi hizmetlerini görenlere hazinedar adı verilirdi.
Hünkar kalfaları özellikle bunlar için kullanılan bir
tabirdir. Hazinedarların en önemli görevleri hükümdarın
şahsi hizmetini görmekti. Hazinedar usta padişahın yanında
oturabilirdi, odasına girip çıkabilirdi. Ayrıca haremdeki
hazinelerin bütün anahtarları da hazinedar ustada bulunmaktaydı.
Saray ustaları, cariyeler dairesinde
Valide Sultan Taşlığına istedikleri zaman geçebilecek
durumda olan ayrıcalıklı kişilerdi. Evlenmemiş, uzun
süre sarayda yaşamış, tecrübeli saray hanımları arasında
ustalığa yükselmek ancak padişahın ve ailesinin güven
ve takdirini kazanmakla mümkündür.
Kâhya Kadın: Haremin teşrifatçısıdır. Resmi günlerde
düğünlerde, merasimi o idare ederdi. Yanında mühr-i
hümayun bulundurulurdu. Kendine has cariyesi ve maiyeti
vardı. Bunların dışında daha küçük görevlerde bulunan
cariyeleri şu şekilde sıralayabiliriz.
Çaşnigir Usta: Sarayın çamaşır ve yatak takımlarına
bakan ustalara denir. İlk çamaşırcı kadına Yavuz döneminde
rastlanmaktadır.
İbrikdar Usta: Kahve işleriyle meşgul olanlara
denirdi. Törenlere gelen kadınlara ve sultanlara kısa
zamanda kahve hazırlayıp takdim etmek bunların vazifesiydi.
Kutucu Usta: Sultanların, kadın efendilerin ve
ikballerin hamamda yıkanmasına yardımcı olan ustaya
denirdi.
Kilerci Usta: Padişahın kilerine ve kiler takımlarına
bakan kalfaların reislerine denirdi. Padişaha ait şerbetler,
meyveler, çerezler hünkarın kilerinde saklanmaktaydı.
Kâtibe Usta: Haremin disiplinini, teşrifat ve
nizamını sağlayan amire denir. Bunların haremde hastalar
ustası, ebeler, şehzadelere süt emzirmek için tutulan
dayeler ve padişahın çocuklarına bakan dadılar vardı.
Has
Bahçe Safaları
Haremde
yaşayan kadınlar zaman zaman serbest bir şekilde bahçelerde
ve mesirelerde halvet denilen eğlenceler tertip ederlerdi.
Halvet günü üçüncü avlu tamamıyla boşalır, bahçenin
görülebilecek yerleri halvet bezleri ile örtülürdü.
Bahçede kadınların ve cariyelerin dolaşacağı yollar
üzerine ve etrafına çadırlar kurulurdu. Böylece kapalı
sokaklar ve oturma yerleri meydana getirilirdi. Ayrıca
oturulacak, namaz kılınacak, oynanacak, eğlenilecek
ve yemek yenilecek çadırlar da kurulurdu.
Harem ağaları "halvet"
diye bağırınca nöbetçilerden başka bütün saray halkı
belirlenen gezinti alanına dağılırdı. Kadınlar yeşillikler
içinde eğlenip sohbetler ederken kızlar da kelebekler
misali daldan dala, çiçekten çiçeğe uçuşurlar vaktin
nasıl geçtiğini bilmezlerdi.
Akşam üstü, yine harem ağalarının
halvet sadaları onları sanki tatlı bir rüyadan uyandırırdı.
Kızlar bahçenin yaprakları, meyvaları, çiçekleri ellerinde,
bütün günkü keyiflerin hikayeleri dillerinde yerlerine
dönerlerdi. Bu eğlenceler baharın ve yazın birkaç defa
tekrarlanırdı.
Bazan bu gezintiler İstanbul'un
en ünlü mesire yerlerinden birine yapılır ve burası
genellikle Sadabad olurdu. Bu tip eğlencelere Beylik
Gezintiler denilirdi.
Gidilecek yerde çadırlar yine
halvet sokaklarıyla birbirine bağlanırdı. Öyle ki kadınlar
ve cariyeler serbestçe sokaklarda yürüyebilir, bir çadırdan
öbürüne hiç kimseye görünmeden gidebilirlerdi. Dışarıda
yeşil renkli çadırların, ağaçlar, çiçekler ve yeşillikler
arasında kurulması, oraya yepyeni bir görünüş verir,
gönüllere huzur ve ferahlık getirirdi.
Beylik geziler Cuma günleri
yapılırdı. Baş ve ikinci katibe gezintinin nereye yapılacağını
ve hangi cariyelerin katılacaklarını haremde ilan ederlerdi.
Geziye katılacaklar büyük bir sevinç içinde en güzel
elbiselerini giyerler ve gidişe hazırlanırlardı.
Arabalarla eğlence yerine varan ekip
akşama kadar türlü oyunlarla eğlenir, yemekler yenir
ve neşe içerisinde saraya dönerlerdi.
Kışın ise eğlenceler sarayda
yapılırdı. Cariyeler kendi aralarında bekiz, kös ve
sürme (dokuz taş) denilen oyunlar oynadıkları
gibi düğün ve bayram günleri de onlar için eğlencenin
ve mutluluğun unutulmaz vakitleri olurdu.
Saray
Hayatı ve Sonrası
Görüldüğü
gibi padişahın oğulları, kızları, hanımları ve görevlileri
ile yaşadığı yüzlerle ifade edilen odadan müteşekkil
evinde ortaya çıkacak en mühim konu cinsellik değil,
oradaki hizmet üniteleridir. Bunda ise padişahın eşi
olmaya namzet olanlarının dışındakilerde, güzellik yerine
liyakat ve ehliyet aranırdı.
Osmanlı Devleti'nin kuruluş
ve genişleme dönemlerinde haremdeki cariyelerin sayısı
fazla değildi. Genel olarak şehzadelerin küçük yaşta
sancağa çıkarılmaları sebebiyle anneleri ve maiyyeti
halkı da beraber gidiyordu. Bu sebeple haremdeki hizmetli
cariye sayısı oldukça düşüyordu.
Haremdeki cariye sayısı veraset
sisteminin değişmesi ve şehzadelerin sancağa çıkarılma
usulünün kaldırılıp haremde alıkonulmaları başladıktan
sonra süratle artmıştır.
Haremdeki cariyelerin miktarını
gösteren ilk liste I. Mahmud Han zamanına aittir. Buna
göre haremdeki cariye sayısı 456 idi. Bunların 80 tanesinin
altı şehzade dairesinde hizmette olduğu düşünülürse
rakamın neden arttığı kolay anlaşılır.
Cariyelere verilen gündelikler
haremdeki eskiliklerine göre değişiyordu. 1652'de cariyelerin
ortalama maaşı günde 8.7 akçe akçeydi. II. Mahmud Han
zamanında haremdeki 298 cariyenin gündelikleri derecelerin
göre 100 ila 30 akçe arasında değişmekteydi.
Cariyelerin giyecekleri de hazineden
verilirdi. Ayrıca düğünlerde, bayramlarda ve doğumlarda
ziyafetler çekilir, ihsanlarda bulunulurdu.
Bütün bunlar cariyelerin çok
iyi durumda olduklarını göstermektedir. Buna rağmen
bazı yabancı yazarlar cariyelerle alâkalı akıl dışı
iddialar, iftiralar ve hezeyanlar savurmuşlardır.
Harem teşkilâtı üzerinde ciddi
araştırmalarda bulunan tarihçiler ve haremi bizzat görmüş
bulunanlar bu yanlışlara yeri geldikçe işaret etmişlerdir.
Çağatay Uluçay, "Öncelikle
cariyelerin hepsi padişahın odalığı değildir. Padişah
yüzlerce cariye içinden ancak birkaç tanesiyle ilgilenir,
diğerlerini ne bilir ne de görürdü." demektedir.
|