<% @LANGUAGE="VBSCRIPT" %> <%Option Explicit %> Ahmet Şimşirgil :: Harem Halkı :: Türk Sultanları online <% Dim veriYolu, veriDeyim, Kayitdizisi, Adi, sql, rsVeri, sayfaNo, id, soru, yazi Set veriYolu = server.CreateObject("ADODB.Connection") veriDeyim = "Provider=Microsoft.Jet.OLEDB.4.0;" &_ "Data Source=E:\pws\calti\calti.mdb" server.mapPath("calti.mdb") veriYolu.open (veriDeyim) id=request("id") sql="SELECT * FROM calti WHERE id = "& id & ";" set soru = veriYolu.Execute(sql) sql="SELECT * FROM calti" set yazi = veriYolu.Execute(sql) %>
 
 
1. Kısım
Türk Sultanları
 
2. Kısım
Türk Sultanları
 
 

.:. Padişah Hanımları

.:. Cariyeler

 


Levha

"Namaz kılmayanlara, oruç tutmayanlara, verdiğim tuz ve ekmeği haram ediyorum. Bu iradem hoca hanım tarafından talebelerine söylensin."

Sultan Mahmed Reşad

 
 
İnceleme: Ahmet Şimşirgil
 

Cariyeler

Cariyelerin saraya alınmalarının ikinci yolu devlet adamlarının bunları padişaha armağan etmeleri idi. Başta sadrazam olmak üzere divan azaları, valiler, sancak beyleri, padişahın kızkardeşleri yetiştirdikleri veya satın aldıkları cariyeleri padişaha sunarlardı.
    19. yüzyılda, Osmanlılarda esirlerin alınıp satılması yasak edildi. Buna rağmen Kafkasyalılar kendi rızaları ile kızlarını saraya vermeye devam ettiler.
    Hareme alınan kızlar ilk olarak ebeler ve hastalar ustası tarafından muayene edilirdi. Hastalıklı olanlar veya uykusu ağır, horlama vs. bir kusuru bulunanlar derhal sahiplerine geri verilirdi.
    Saraya cariyesi olanlara ilk olarak güzellikleri, karakter ve fiziki görünüşleri dikkate alınarak münasip bir isim verilirdi. Verilen bu isimler genellikle Farsça olurdu. Çeşm-i Ferah, Hoşneva, Mahcemal, Laligül, Şevkiâlem, Handeru, Ruhisar, Nergiz-eda, Neşeyab, Safinaz, Eda-dil, Şayeste, Mahitab gibi.
    İsimlerinin herkes tarafından çabuk ve kolaylıkla öğrenilebilmesi için ilk zamanlarda bir kağıda yazılı olarak herkesin ismi iğne ile göğüslerine iliştirilirdi.
    Hareme gelen yeni kızlara acemi denilirdi. Bunlara ilk olarak usta cariyeler tarafından terbiye, nezaket ve büyüklere karşı hürmet gibi edeb ve ahlak kuralları bütün ayrıntılarına kadar nazari ve tatbiki olarak öğretilirdi. Hareme ait hatıralar okunduğu zaman cariyelerin ne kadar kibar ve saygılı oldukları görülecektir.
    Yine ilk olarak öğretilen Kur'an-ı Kerim okumaktı. Ayrıca günlük ibadetlerini yapacak bilgilere sahip olmaları arzu edilirdi. Abdest, namaz, oruç bilgileri hergün belirli aralıklarla verilirdi. Namazın vakti girer girmez hep beraber kılarlardı.
    Sultan Mehmed Reşad, haremdeki kadınlar için hoca tayin edilen Safiye Ünüvar'a şu iradeyi tebliğ ettirmişti. "Namaz kılmayanlara, oruç tutmayanlara, verdiğim tuz ve ekmeği haram ediyorum. Bu iradem hoca hanım tarafından talebelerine söylensin."
    Bunun üzerine Safiye Hanım sınıfın kapısına şu levhayı yazdırıp astırmıştı. "Namaz kılmayan, oruç tutmayan dershaneden içeri giremez."
      Kur'an-ı Kerim ve din bilgileri yanında cariyeler dikiş dikmek, dantel işlemek ve örgü örmek gibi işleri de öğrenir ve meşgul olurlardı. Günümüze kadar uzanan eşyaları ve elbiseleri onları bu dikiş ve nakış işlerini mükemmel bir şekilde yaptıklarını göstermektedir. Bütün bu faaliyetler incelendiğinde harem bir kültür okulu, ahlak ve nezaket yuvası olarak karşımıza çıkmaktadır. Eski saraylılar yeni gelen acemi cariyelere;
" Sarayda terbiye olmayan hiçbir yerde terbiye öğrenemez. Burası terbiye mektebidir." derlermiş.

Hizmet ve Yükselme yolu

    Saraya yeni alındıklarından acemi tabir olunan cariyeler, güzelliklerine ve kabiliyetlerine göre, çeşitli hizmet sınıflarına ayrılırlardı. İçlerinden en kabiliyetli, zeki ve güzel olanları terbiye edilmek üzere padişahın yakın hizmetkarları demek olan hünkar kalfasına ve özellikle de haznedar ustalara teslim olunurlardı.
    Bunlar geleceğin müstakbel hanım sultanlığına ve valide sultanlığa namzet idiler.
    Cariyelerin yüzde 90'lık çok büyük bir bölümü ise haremde çeşitli hizmetlerde istihdam olunmak üzere kalfaların ve ustaların yanına verilirlerdi.
    Cariyelerin eğitimlerinin yanı sıra aynen Enderun'daki içoğlarına benzer şekilde, çeşitli birimlerde hizmet yoluyla yükselme yolları mevcuttu. Her iki teşkilatta da eğitime yeni başlayanlar Büyükoda ve Küçükoda denilen iki odada toplanırdı.
    Daha sonra Enderundaki seferli, kiler ve hazine odalarına karşılık haremde kiler, külhan ve hazine odaları mevcuttu. Bu görevde iken cariyelerden bir kısmı genellikle taşra hizmetine çıkan Enderunlu gençlerden biri ile evlendirilirlerdi. Haremde kalanlarsa en yüksek iki hizmet alanı olan Hasoda ve Darüssaade odalarında vazife yaparlardı.
    Bu üst seviyedeki grupların üyeleri padişahın veya valide sultanın şahsına hizmet ettiklerini belirten ünvanlar taşırlardı. Hasoda'da silahtar; çukadar, rikabdar, tülbent ağası, sır kâtibi; harem de ise berber usta, çaşnigâr usta, kahveci usta, ibrikdar ve kâtibe usta.

Kalfalar

Kalfa: sarayda bir müddet hizmet görüp ilk acemilik devrini geçirmiş ve tecrübe kazanmış cariyeler için kullanılan bir tabirdir. 16. yüzyıldan önce kalfa yerine bula tabiri kullanılıyordu.
    Kalfalar bulundukları dairenin bütün işlerini emrine verilen cariyelerle ifa ederlerdi. Kıdemlerine göre, büyük kalfa, ortanca kalfa ve küçük kalfa diye üç gruba ayrılmışlardı. Dairelere verilen kalfaların en eskisi ve yaşlısı, o dairenin büyük kalfasıdır. Emrinde ortanca ve küçük kalfalar bulunurdu. Büyük kalfa ağır işler yapmazdı. Kalfalar, yanındaki cariyelerle bir haftalık daire nöbeti tutarlardı. Perşembe günü bütün daireyi temizlemek usuldendi. Buna Perşembe hizmeti adı verilirdi. Cuma günü, nöbeti öbür kalfaya teslim ederler, sıraları gelinceye kadar dinlenirlerdi.
    Yine bir hafta süre ile yemek nöbeti tutarlardı. Her dairenin kalfası yanındaki cariyelerle beraber, tablakarların getirmiş oldukları yemekleri içeri alırlar, kurulmuş olan sofralara dağıtırlardı. Sofraları temizleme ve kabları yıkama işini acemi cariyeler yaparlardı.
    Sarayın en eskilerinden bir iki kişinin maiyetinde, her gece 10-15 kalfa nöbet tutardı. Haremin Hünkar sofasında yatsıdan sabaha kadar oturup ikişer üçer, bütün daireleri ve bahçeleri dolaşırlardı. Bunlara nöbetçi kalfalar denilirdi. Gece bir kaza veya hastalık olursa hemen baş kâtibeye haber verirlerdi.
    Her ay başında haremde genel temizlik yapılırdı. Bunlardan da anlaşıldığı üzere harem de temizliğe çok dikkat edilirdi.
    Kalabalık miktarına rağmen harem de ulvi ve dikkat çekici bir sessizlik hakimdi. Özellikle yaşlı kalfalar, buraya ciddi ve ağırbaşlı bir çalışma havası verirlerdi. Herkesin işi belli olup kimse kimseye karışmazdı.
   Acemilikten yetişmiş kalfalar dışarıya çıkmak ve evlenmek isterlerse onların istekleri göz önünde bulundurulurdu. Buna kalfaların çırak edilmesi adı verilirdi.
    Kalfaların bazı dönemlerde Valide Sultanlar gibi Osmanlı Devlet idaresine etki ettikleri söylenmektedir ve buna örnek olarak Canfeda Kalfa'nın Nurbanu Sultan'ın yanında yer alarak III. Murad'a tesir ettiği nakl edilmektedir.
    Bu kalfaların arasında en üstün ve önemlileri Hünkar kalfaları bir diğer adıyla Ustalar/ Gedikli Cariyelerdir.

devamı   
 
Bu yazı Tarih ve Düşünce Dergisi'nden alınmıştır.