|
|
|
 |
 |
|
Gerçek Hikayeler
|
|
|
Yıldırım Bayezid ve Korkusuz Jan
|
|
Yıldırım Bâyezid kahraman oğlu kahramandı.
Koç burunlu, heybetli, cesur ve dirâyetli bir padişahtı.
Cennetlik babası Murad Han ile birlikte, Kosova'da
verdikleri dersi, Avrupa Kralları bir türlü unutamamışlardı.
Müslüman-Türk'leri Avrupa'dan çıkarmak için,
bütün devletler birleştiler. Osmanlıları yendikten sonra, Müslümanların
elindeki Kudüs şehrini de zapt etmeyi düşünüyorlardı. Bu sebeple büyük
bir Haçlı Ordusu kurdular...
Fransa Krallığı, İngiltere Krallığı, Almanya
İmparatorluğu, Macaristan Krallığı, Venedik Cumhuriyeti, Lehistan
Krallığı, Papalık ile Kastilya ve Aragon Krallıkları, Rodos Şövalyeleri
ve Eflak Prensliği, bu iş için anlaştılar. Bunlardan başka Norveç
ve İskoçya Krallıkları ile Töton Şövalyeleri ve küçük İtalyan devletleri
de, büyük! Haçlı Ordusuna katılmışlardı.
Başkomutanları Macaristan Kralı Sigismund
idi. Fransızlara, meşhur "Korkusuz Jan" kumanda ediyordu. Onun
emrinde Fransa Genel Kurmay Başkanı Kont Filip ile Mareşal Busikolt,
Amiral Wien, Kont Burbon, İngiltere Prensi Henry, Prens Engerrand
bulunuyorlardı.
Töton Şövalyeleri, Avrupa'nın en savaşçı askerleri
idiler. Onların da başında, Hohenzolern Prensi Friderih vardı. Rodos
Şövalyelerinin komutanı, amansız Türk düşmanı Noyak idi.
Haçlıların Harp Meclisi, Budapeşte'de toplandı.
Kral Sigismund reis idi. Söze kendisi başladı.
- Aziz Krallar, Kontlar, Prensler, Şövalyeler, Dükler, Senyörler!...
Burada mukaddes davamız için toplanmış bulunuyoruz. Barbar Türkleri
Avrupa'dan kovmak(!) için siz asil efendiler, Muhterem Papa hazretlerinin
dâvetine icabet ettiğiniz için, teşekkürlerimi lütfen kabul ediniz...
- Hurraa!... Hurraaaaa!...
- Yeniçerileri, Güzel Avrupa'mızdan kovduktan sonra, asıl hedefimize
yönelebiliriz...
- Tabii.. Tabii.. Yöneleceğiz. - Evet ancak barbar(!) Türkleri yendikten
sonra, mukaddes Kudüs'ü geri alabiliriz... Ancak onları tepeledikten
sonra, altınlar işlenmiş Meryem Ana flâmaları, Kudüs sokaklarında
dolaşacaktır.
- Savaşa ne zaman başlıyoruz Kral Hazretleri?
Bu suali soran (Korkusuz Jan) idi. Sigismund cevap verdi:
- Ben de sizlere onu soracaktım.. Savaş için, neler düşünüyorsunuz?
Türkleri yenmek için, neler plânladınız?
Mareşal Busikolt, gururla başını kaldırdı:
- Sayın Krallar, Prensler, Şövalyeler!... Zaferi kazanmanın tek
yolu vardır: Hücum etmek. Türklere derhal saldırmalıyız...
- Mareşal Hazreleri siz acaba hiç Osmanlılarla savaştınız mı? Kendilerini
tanır mısınız?
Mareşal omuz silkti:
- Hayır, o barbarlarla hiç savaşmadım!
- Belli oluyor... Siz, Türk kılıçlarıyla hiç karşılaşmamışsınız!
- Sözlerinize dikkat ediniz Aziz Prens.. Memleketim olan Fransa'da
bu mukaddes sefer için, o kadar çok gönüllü çıktı ki, aralarında yarışma
yapılması icabetti. Ancak en ünlü 1000 Şövalye ve 1000 subay, bu şerefe
nail olabildiler.. Onların karşısında hangi asker dayanabilir?
Rodos Şövalyelerinden Noyak lafa karıştı:
- Saldıracak mıyız, bekleyecek miyiz?
Kral Sigismund hatırlattı:
-Türkleri yakından tanıyan, onları savaşta gören, bizden başka
kimse yok.. Bizim fikrimiz, onları burada beklemektir.
Korkusuz Jan alay etti:
- Kral Hazretleri korkuyorlar mı yoksa?
Hohenzolern Prensi Frederih de ona katıldı.
- Herhalde endişeleri olsa gerek!
Sigismund öfkelendi:
- Sizlerle savaştan sonra görüşürüz, tabii sağ kalanlarınızla...
Türk ordusunu yenmek için, mümkün olduğu kadar yormanız şarttır. Onlardan
korkmuyorum, sizin yanlış hareket etmenizden korkuyorum. Eğer onlara
saldıracak olursak aksine biz yorulmuş oluruz.
Fransız Genelkurmay Başkanı Kont Filip itiraz etti:
- Bu muhteşem kuvvet, Avrupa'nın hatta dünyanın çıkarabileceği,
en kudretli ordudur. Yorulması ve yıpranması düşünülemez! İlk saldırı,
mutlaka tarafımızdan yapılmalıdır. Türkleri bulundukları yerde imha
edip, kutsal Kudüs'ü kurtarmalıyız.
- Asil efendiler!... Unutuyorsunuz galiba... Karşınızdaki Osmanlı
Hakanı'nın bir adı da: (YILDIRIM)'dır. Onu, herhangi bir yerde bastırmak
mümkün değildir. Bu hakikati lütfen kabul buyurunuz.
Rodos Şövalyeleri açıkça alaya başladılar:
- Yıldırım sizi çarpmışa benzer Aziz Kral! Hemen (Hücum) emri vermeniz
gerekli. Aksi takdirde, muhteşem birliğimiz bozulma tehlikesi ile
karşı karşıyadır. Çünkü asil Şövalyelerim, icabederse yalnız başlarına,
Türklere saldırmak için sabırsızlanıyorlar. Korkarım sizin başkomutanlığınızı
da kabul etmeyeceklerdir.
Kral Sigismund, bu itiraz ve alaylar karşısında,
mecburen (Hareket) emri verdi.
Bütün Hristiyanlar, Müslüman- Türk topraklarına
saldırdılar. Haçlı ordusu, iki koldan Osmanlı ülkesine girdi. Bir
kola Kral Sigismund, ötekine de Korkusuz Jan kumanda ediyorlardı.
Demirkapı ve Vidin'den, Haçlı askerleri Tuna nehrini geçtiler. Bu
geçiş, günlerce devam etti. Girdikleri şehirlerde o kadar vahşet ve
ahlaksızlık yaptılar ki, kendileri bile iğrendiler. Vidin'de bulunan
bir manga Osmanlı askerini, en hain işkencelerle şehid ettiler. Bu
kahramanlıklarından dolayı, 300 Fransız generaline (Şövalyelik
ünvanı) verildi.
10 Eylül 1396 akşamı, NİĞBOLU kalesini çepeçevre
kuşattılar. Niğbolu'da bir Türk Garnizonu vardı. Yaşayanların çoğu
Müslüman ve Türk'tü. Başlarında DOĞAN BEY, Yıldırım'ın kahraman babasından
kalma çok kıymetli bir komutandı. Hemen kaleye kapandılar. Surları
tamir ve nöbetçileri takviye ettiler. Kaledekiler evvel ALLAH sonra
DOĞAN BEY'e, sonuna kadar güveniyorlardı.
Haçlı ordusu 130.000 kişilik muazzam bir kuvvetti..
Fakat Doğan Bey, bu süslü ve kibirli kalabalıktan korkmuyordu. Yalnız
Hünkârdan haber alamamıştı. Ona üzülüyordu... Acaba Büyük Osmanlı
Hâkânı Yıldırım Bâyezid Han Hazretleri, şu anda kendisinin ne yapmasını
isterdi? Her gece, kale surlarını dolaşır; gözleri uzaklarda bir haber,
bir haberci bekler dururdu...
Kuşatmanın 7. günü, yatsı namazını kılmış;
surları teftişe çıkmıştı. Gözleri, kulakları ve kalbi doğudaydı. Bir
ses, bir ışık bekliyorlardı. Dudaklarında mukaddes Ayetel Kürsi..
Henüz tamamlanmamıştı ki, sanki göklerden bir ses gürledi.
- Bre DOĞAANN!...
Kulaklarını temizledi, gözlerini uğuşturdu. (Hey Yüce Allah'ım,
inanabilir miyim?..)
- Bre DOĞAN nicesin?...
Evet evet, rüya görmüyordu. Bu ses Hünkârın öz sesi idi. O'nun tam
erkek sesi idi.. (Ama nasıl olabilir?... Aşağıda 130.000 çift göz
ve kulak, düşmanca O'nu bekliyordu. Onları nasıl geçebilir?) diye
şaşkınlığı sürerken, Yıldırım üçüncü defa parladı:
- Bre DOĞAN!.. Ses ver. Ölü müsün?
Doğan Bey surlardan aşağı, yarı beline kadar sarktı. Aman Allah'ım!...
Beyaz Küheylan üzerindeki, YILDIRIM'ın tâ kendisi idi. Duaları kabul
olmuştu. Bütün yüreği ile seslendi:
- Emreyle Hünkârım!...
-Nicesin? Askerin, erzakın nicedir?
- Evvel Allah sonra Senin sayende, herşeyimiz tamamdır, Sultanım.
- Bu kefere sürüsünü, bir hafta oyalayabilir misin?
- Seni dünya gözüyle gördükten sonra, bir hafta değil; bin yıl bile
buradayım Sultanım! Bu kafir haçlılar için kaygılanma. Yerlerinden
bile kımıldayamazlar.
- Kal sağlıcakla Doğanım.. İNŞALLAH tez günde görüşürüz.
- Muhafaza melekleri yoldaşın olsun Padişahım. Yüce Allahım, seni
bize bağışlasın.
O arada düşman saflarında çeşitli dedikodular yayılmıştı.
-Osmanlı Padişahı, Niğbolu kalesine gelmiş, Doğan Bey'le konuşmuş!...
- Türk Hakanı 3 aylık yolda İstanbul'u kuşatmış, fethine hayal edermiş!..
. - Bâyezid, Haçlıların kuvvetini öğrenmiş. Memleketi koruyamayacağını
anlayınca, Kahire'ye gitmiş... Memluk Sultanından yardım istemiş!...
- "Sultan Bâyezid Yıldırım hızıyla Niğbolu'ya yaklaşıyormuş..."
Son haberi getiren 3 önce asker cezalandırıldı.
Mareşal Busikolt onların kulaklarını kestirdi. "Yanlış haberler
işiten kulaklara ihtiyaç yoktur!.." Böylece hırsını o üç zavallıdan
almıştı.
Gerçekten Müslüman - Türk ordusu, Niğbolu
yakınlarındaydı. Çünkü Doğan Bey, Osmanlılara gereken zamanı kazandırmıştı...
25Eylül 1396 sabahı, iki ordu karşı karşıya
geldiler. Birleşik Haçlılar 130.000, Türkler ise 50.000 Gâzi idiler.
Yıldırım Bâyezid'in emrinde Şehzadeler ile Sadrazam ve Paşa Yiğit
bey, Evrenos Bey, Firuz Bey, Umur Bey gibi gözüpek Akıncılar da bulunuyordu.
Osmanlı Hakanı 36, Sigismund 28 yaşında idiler.
Türk ordusu muharebeye her zamanki gibi, HİLAL
şeklinde başladı... Haçlılar sol tarafa saldırdılar. Şehzade Mustafa
kuvvetlerini yardıklarını zanneden düşman, hilalin tam ortasına düştü...
İşte o zaman dünyanın en süratli Başbuğu buyruk verdi:
- Ya ALLAH!... Bismillah!... Allahü Ekber!...
Akıncılar ve Yeniçeriler, hilalin iki ucunu,
yıldırım gibi kapattılar. Haçlı sürüsünden 100.000 korkak, ya Osmanlı
kılıcı altında veya Tuna nehrinde boğularak can verdi.
Esirler arasında, Fransa Kralının amca oğlu
Korkusuz Jan, Mareşal Busikolt ve sonradan İngiltere Kralı olacak
4. Henri bulunuyorlardı.
Yıldırım Bâyezid, doğan Bey, bütün Gâziler,
Niğbolu Camiinde şükür namazı kıldılar... Bu büyük zaferi kendilerine
kazandıran, Yüce Allah'a hamd ettiler... Osmanlı Sultanı, iki yıl
sonra (Korkusuz) Jan'ı serbest bıraktı. Ayrılırken ona şunları
söyledi:
- Bize karşı, bir daha silah kullanmayacağına dair ettiğin yemini,
sana bağışlıyorum... Tam aksine, bütün kâfir kuvvetlerini topla, tekrar
gel... Tekrar gel ki yeni zaferler kazanmamıza imkân hazırla... |
|
|
|
 |
|