Bu güzel günde, bütün okuyucularımın Mübarek Kurban Bayramlarını tebrik ediyorum.
Daha nicelerine sağlık ve huzur içinde, milletçe kavuşmamızı cenab-ı haktan
niyaz ederim.
Bayramları, toplumsal barış ve kişisel hatalarımızın onarımı için bir fırsat
bilmeliyiz.
Bugün Batının ve bazı toplumların çektiği sosyal sıkıntıların temelinde manevi
uyuşmazlıklar yatar. Zayıflayan aile bağları, insanları aileyi birlikte tutamaz
olmuştur. Ailenin evlatlarını yetiştirme gayretleri, aile baskısı suçuna dönüştürülmüştür.
Okulda öğretmenin öğrencisini eğitme çabaları, okul baskısı olarak gazete sütunlarında
boy göstermektedir.
Böyle olunca da öğretmen, veli, dairede amir hayat tecrübelerini, öğrenci, çocuk
ve maiyetlerine aktarmakta zorlanmaktadır. Halbuki, dünyanın kuruluşu usta-çırak
düzenindedir.
Ailesinin hiçbir nasihatini dinlemeyip evinden kaçarak, birçok yüz kızartıcı
suçu işleyen gençler, neden böyle yaptın dendiğinde, televizyon kameralarına
doğru yılışarak; “Aile baskısından bu hale düştüğü” yalanını söyler oldular.
Kedi bile yavrusunu, kendince usullerle eğitir ve sonra yanından uzaklaştırır.
Aile kurmak kutsal bir iştir. Bunun meyvesi çocuklardır. Aşısız ağaçların meyvesinin
pazarda hiç kıymeti yoktur. Eğer küçük yaştayken, çocuklarımıza gerekli şefkat
ve sevgiyi veremezsek, onlara hayat nöbeti geldiğinde, elbette bizleri başlarından
atmaya çalışırlar.
Enteresandır, kendi ebeveynine ilgi göstermeyen bazı şöhretliler, Bayramlarda
Huzurevlerine bir kutu şeker götürerek; kendilerini medyatik yapma gayretine
düşüyorlar. Yazık.
12 Şubatta bütün dünyanın ilgisini çeken bir İstanbul Konferansa oldu. Medeniyetlerin
buluşması ve barışması maksatlıymış. O haftaki yazımda, Turizm Bakanı Sayın
Mustafa Taşar’ın açıklamalarını sütunlarıma aldım. Ve bu medeniyetler konusu
bu haftaya kaldı.
Basınımızda çok şeyler yazıldı ve söylendi.
Türk dostu olarak tanıtılan Fransız Prof. Bernard Levis, İstanbul’a bu iş için
gelmişti. Bir TV kanalında uzun sayılan söyleşisi oldu. Şunları söylüyordu özetle:
“Amerika, önceki Körfez harekatını vakitsiz durdurdu.. Saddam’ın başta kalmasına
razı oldu. Bunlar büyük hata idi. Savaş devam etmeli Saddam da devrilmeli idi.
O günkü hata bugün yeni bir harekat ile telafi edilmelidir” diyor. Konferans,
Irak harekatını kabul ettirmek için mi? Medeniyetleri barıştırmaya gelenlerin
savaş kışkırtılıcılığına bakınız.
İstanbul Ruhu sloganıyla yapılan toplantının ikincisi yapılırsa; buna da Bizans
Ruhu derlerse şaşmayınız.
Medeniyet kitabi tarifiyle; Tamir-i bilad, terfih-i ibaddır. Yani şehirlerin
mamur hale getirilmesi, insanların da müreffeh olması, dolayısıyla; huzurlu
bir ortam sağlanması.
Medeniyette çatışma kavga yoktur ki, medeniyetlerin barışması olsun.
Batılılar kendi çıkar mücadelelerini, fakir ülkelere medeniyet uğraşısı şeklinde
sunarlarsa, bu inandırıcı olmaz. Batıda bugün aile bağları bitmiştir. Bu yüzden
de Batılı anne babalar, çocuk sahibi olmayı öcü gibi görüyorlar. Avrupa nüfusu
hızla ihtiyarlamaktadır. Çok değil on sene sonra, büyük bildiğimiz Avrupa devletleri,
birer “ihtiyar evi”ne dönüşecektir. Bu huzur evinin bakıcıları da her halde
bizler olacağız.
Batının ekonomisi, güçlü görüntüsünü kısa sürede kaybedecektir. Zira üretimsiz
ekonomiler çökmeye mahkumdur. Üretimin en önemli unsuru da iş gücüdür. Ne kadar
gelişmiş makinalar yaparsanız yapınız, o da bir insana muhtaçtır.
Genç ve yetişmiş nüfusuyla, Türkiye yakın bir gelecekte Avrupa’nın bile lideri
olacaktır.
Ancak bunu milletçe fark edip, iç çekişmeleri bir kenara bırakabilirsek.
Hani kavgada alta düşmüş olana, arkadaşı “yahu sen de ona vursana” dediğinde;
alttakinin “vuracağım, vuracağım, ama bir dik durabilsem” dediği gibi, biz de
milletçe birbirimizi bir sevebilsek... Bu güzel günde, bütün okuyucularımın Mübarek Kurban Bayramlarını tebrik ediyorum.
Daha nicelerine sağlık ve huzur içinde, milletçe kavuşmamızı cenab-ı haktan
niyaz ederim.
Bayramları, toplumsal barış ve kişisel hatalarımızın onarımı için bir fırsat
bilmeliyiz.
Bugün Batının ve bazı toplumların çektiği sosyal sıkıntıların temelinde manevi
uyuşmazlıklar yatar. Zayıflayan aile bağları, insanları aileyi birlikte tutamaz
olmuştur. Ailenin evlatlarını yetiştirme gayretleri, aile baskısı suçuna dönüştürülmüştür.
Okulda öğretmenin öğrencisini eğitme çabaları, okul baskısı olarak gazete sütunlarında
boy göstermektedir.
Böyle olunca da öğretmen, veli, dairede amir hayat tecrübelerini, öğrenci, çocuk
ve maiyetlerine aktarmakta zorlanmaktadır. Halbuki, dünyanın kuruluşu usta-çırak
düzenindedir.
Ailesinin hiçbir nasihatini dinlemeyip evinden kaçarak, birçok yüz kızartıcı
suçu işleyen gençler, neden böyle yaptın dendiğinde, televizyon kameralarına
doğru yılışarak; “Aile baskısından bu hale düştüğü” yalanını söyler oldular.
Kedi bile yavrusunu, kendince usullerle eğitir ve sonra yanından uzaklaştırır.
Aile kurmak kutsal bir iştir. Bunun meyvesi çocuklardır. Aşısız ağaçların meyvesinin
pazarda hiç kıymeti yoktur. Eğer küçük yaştayken, çocuklarımıza gerekli şefkat
ve sevgiyi veremezsek, onlara hayat nöbeti geldiğinde, elbette bizleri başlarından
atmaya çalışırlar.
Enteresandır, kendi ebeveynine ilgi göstermeyen bazı şöhretliler, Bayramlarda
Huzurevlerine bir kutu şeker götürerek; kendilerini medyatik yapma gayretine
düşüyorlar. Yazık.
12 Şubatta bütün dünyanın ilgisini çeken bir İstanbul Konferansa oldu. Medeniyetlerin
buluşması ve barışması maksatlıymış. O haftaki yazımda, Turizm Bakanı Sayın
Mustafa Taşar’ın açıklamalarını sütunlarıma aldım. Ve bu medeniyetler konusu
bu haftaya kaldı.
Basınımızda çok şeyler yazıldı ve söylendi.
Türk dostu olarak tanıtılan Fransız Prof. Bernard Levis, İstanbul’a bu iş için
gelmişti. Bir TV kanalında uzun sayılan söyleşisi oldu. Şunları söylüyordu özetle:
“Amerika, önceki Körfez harekatını vakitsiz durdurdu.. Saddam’ın başta kalmasına
razı oldu. Bunlar büyük hata idi. Savaş devam etmeli Saddam da devrilmeli idi.
O günkü hata bugün yeni bir harekat ile telafi edilmelidir” diyor. Konferans,
Irak harekatını kabul ettirmek için mi? Medeniyetleri barıştırmaya gelenlerin
savaş kışkırtılıcılığına bakınız.
İstanbul Ruhu sloganıyla yapılan toplantının ikincisi yapılırsa; buna da Bizans
Ruhu derlerse şaşmayınız.
Medeniyet kitabi tarifiyle; Tamir-i bilad, terfih-i ibaddır. Yani şehirlerin
mamur hale getirilmesi, insanların da müreffeh olması, dolayısıyla; huzurlu
bir ortam sağlanması.
Medeniyette çatışma kavga yoktur ki, medeniyetlerin barışması olsun.
Batılılar kendi çıkar mücadelelerini, fakir ülkelere medeniyet uğraşısı şeklinde
sunarlarsa, bu inandırıcı olmaz. Batıda bugün aile bağları bitmiştir. Bu yüzden
de Batılı anne babalar, çocuk sahibi olmayı öcü gibi görüyorlar. Avrupa nüfusu
hızla ihtiyarlamaktadır. Çok değil on sene sonra, büyük bildiğimiz Avrupa devletleri,
birer “ihtiyar evi”ne dönüşecektir. Bu huzur evinin bakıcıları da her halde
bizler olacağız.
Batının ekonomisi, güçlü görüntüsünü kısa sürede kaybedecektir. Zira üretimsiz
ekonomiler çökmeye mahkumdur. Üretimin en önemli unsuru da iş gücüdür. Ne kadar
gelişmiş makinalar yaparsanız yapınız, o da bir insana muhtaçtır.
Genç ve yetişmiş nüfusuyla, Türkiye yakın bir gelecekte Avrupa’nın bile lideri
olacaktır.
Ancak bunu milletçe fark edip, iç çekişmeleri bir kenara bırakabilirsek.
Hani kavgada alta düşmüş olana, arkadaşı “yahu sen de ona vursana” dediğinde;
alttakinin “vuracağım, vuracağım, ama bir dik durabilsem” dediği gibi, biz de
milletçe birbirimizi bir sevebilsek... |