|
|
|
 |
 |
|
Bab-ı âli' de Osmanlı
|
|
Yazar: Rahim Er , Türkiye Gazetesi |
|
Bu yazı Türkiye Gazetesi'nden
alınmıştır. |
| İstanbul’u da Ayasofya’yı da unutamıyorlar | Geçen hafta Avrupa siyaset sahnesinde Türkiye aleyhine
yine bir skandal yaşandı. En hafif tabirle skandal olarak
isimlendirdiğimiz olay, iç gündemin haddinden fazla
yüklü olması dolayısıyla çok da fark edilemedi. Skandal
şu...
Vadim Tudar adlı Romen bir parlamenterin öncülüğünde
27 politikacı AKPM/ Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi
başkanlığına bir önerge veriyorlar. Önerge unutulmaz
bir başlık taşımakta “Ayasofya’nın Hırıstiyan Dünyasına
iadesi”.
Metnindeyse İstanbul’dan ‘Constantinapole’ diye söz
edilmekte.
O kadar olsa neyse....
Devam eden cümle daha felaket:
‘İşgal altındaki muhteşem Hırıstiyan beldesi’.
İnsanın kanını donduracak cinsten bir tavır.
Üstelik, tavrı öyle bir-iki değil, tam 27 milletvekili
imzalıyor. Bu milletvekilleri değişik Avrupa memleketlerinden.
Tepkimizi soracak olursanız...
O da ayrı bir sancı konusu.
Skandal önergeye AKMP Meclis başkan Yardımcısı Uluç
Gürkan, reddiye yazıyor. İyi, eline sağlık ama o fikirler,
hangimizi temsil etmekte? Ve kimi tatmin eder? Dostlar,
alış-verişte görsün kabilinden kaleme alındığını sanmıyoruz.
Öyleyse köklerle bu kopukluk neden? Okuduk ve üzüldük.
Bir, karşı tarafın kararlılığına bakınız... bir de bizimkilerin
rahatlığına.
Ayasofya’yı da, İstanbul’u da Türk milli menfaatlerini
de koruma yolundaki Uluç Gürkan diyor ki...
-Ayasofya’nın müze yapılması, Türkiye’nin inançlara
saygısının sonucudur. Böylece; Türkiye, uygarlıklararası
barışa katkıda bulunmuştur. Türkiye, uygarlıklararası
barış için hem İslam hem de Hıristiyan köktendinciliğe
karşı aynı kararlılıkla direnecektir. Gürkan ayrıca
İstanbul’un işgal altındaki bir Hıristiyan kenti olmadığını
da yazısında dile getirmiş.
E bravo. Avrupalı da zaten bir cevap bekliyordu. Ne
şanlı direniş ya!...
Hayır olmadı.
Bu cevap, bize yakışmaz. Öylesi bir ahlaksızlığa, o
derecedeki bir küstahlığa layık olan bu sözler değildir.
Ayasofya’nın Hıristiyanlıkla ne alakası kalmıştır?
O, 1453’ten beri özbe öz İslamın ve Türkün malıdır.
Üzerinde sadece bizim değil, bütün İslam dünyasının
hakkı vardır. Ecdadımız, minare payandalarını yapmasaydı
kubbe kırk kere çökerdi. Demek ki Ayasofya hayatiyetini
Türklere borçludur. Ayrıca, Fatih Sultan Mehmed’in Ayasofya’nın
mabed olarak muhafaza edilmesi hususunda vasiyeti mevcuttur.
Fatih de mi köktendinci?
Türk milletinin Ayasofya konusundaki efendiliği bir
kısım batılıları şımartmışa benziyor. En kara, en talihsiz
günlerimizde bile O’nu daha itibarlı bir tarzda koruduk.
İstanbul’un işgal günleridir... Haber alınır ki Ayasofya,
işgalci düşman askeri tarafından basılarak minarelerine
çan takılacaktır. Vaziyeti öğrenen VI: Mehmed, mabedi
bir Türk askeri birliği tarafından kuşatma altına aldırdıktan
başka kumandana da talimat verir: “Bir taarruz olur
ve yapacak hiç bir şey kalmazsa camiyi berhava ediniz”.
Bu şu demektir. ‘Bize yar olmazsa size onlara da yar
olmasın!’ Artık İstanbul’un ve İslamın sembol mabedlerinden
bu yapıyı, işgal günlerindeki kadar bir vakarla savunamıyorsak
yazıklar olsun. Ayasofya’nın Hıristiyanlaştırılması
sadece İstanbul’un değil, Anadolu’nun da düşmesidir.
Bunlar bir vakıa. Ama şunu da unutmamalı. Bir takım
çevreler, Türkiye’yi AB’ye almamak için böylesi kışkırtıcı
tezgâhlar çeviriyorlardır. Veya kışkırtma vs. yok esas
niyet bu. Her ne olursa olsun. Biz, kendimiz gibi olalım. | |
|
|
|
 |
|